Kültürel Varlık Koruması

Savaş ve Çatışma Alanlarında Kültürel Varlıkların Korunması

Nisan 2025 · Mert Kofoğlu
Tarihin sessiz tanıklarını koruyabilir miyiz?

Bir şehir bombalandığında ilk akla gelen, can kayıpları ve yıkılan evlerdir. Ancak savaş, görünürdeki bu yıkımın ötesinde çok daha sessiz fakat bir o kadar telafisi güç bir tahribata da yol açar: kültürel varlıkların yok oluşu. Binlerce yıllık tapınaklar, el yazmaları, müzelerdeki eserler, tarihi camiler, kiliseler, sinagoglar… Hepsi bir milletin değil, tüm insanlığın ortak hafızasıdır. Bir kez yok olduklarında geri getirilmeleri imkânsızdır.

Bu yazıda, savaş ve çatışma alanlarında kültürel varlıkların neden hedef alındığını, uluslararası hukukun bu konuda ne söylediğini ve günümüzde Suriye’den Ukrayna’ya uzanan tahribat tablosu karşısında atılması gereken adımları ele alacağız.

Kültürel Varlık Nedir, Neden Bu Kadar Önemlidir?

1954 tarihli Lahey Sözleşmesi’nin tanımına göre kültürel varlıklar, sahibi veya kökeni ne olursa olsun, dini ya da laik nitelikteki mimari anıtlar, sanat eserleri, arkeolojik alanlar, el yazmaları, kitaplar, bilimsel koleksiyonlar ve bunları barındıran müzeler, kütüphaneler ile arşivlerden oluşan geniş bir yelpazedir. Yani sadece bir heykel ya da bir tablo değil; o eseri saklayan yapı da, onu üreten kültürel doku da bu kapsama girer.

Peki bu varlıklar neden bu kadar önemli? Çünkü bir toplumun kültürel mirası, o toplumun geçmişle kurduğu en somut bağdır. Bir camiye, bir kiliseye veya bir antik kente saldırmak, sadece taş ve harca değil; bir halkın kimliğine, ortak hafızasına ve geleceğine yapılan bir saldırıdır. Üstelik bu varlıkların değeri ulusal sınırları aşar; Palmira’nın sütunları kadar Bamiyan Budaları da, Halep’in çarşıları kadar Kiev’in kiliseleri de tüm insanlığın ortak mirasıdır.

Savaş zamanlarında kültürel varlıklar çoğu zaman tesadüfen değil, kasten hedef alınır. Bunun arkasında genellikle “öteki”nin kimliğini silme, hafızayı yok etme ve psikolojik üstünlük kurma amacı yatar. Bu nedenle kültürel mirasın yok edilmesi, akademik literatürde sıklıkla “kültürel soykırım” kavramıyla birlikte anılır.

Uluslararası Hukukun Cevabı: 1954 Lahey Sözleşmesi

İkinci Dünya Savaşı’nda Avrupa’nın kültürel mirasına verilen ağır tahribat, uluslararası toplumu harekete geçirdi. 1954 yılında Lahey’de imzalanan “Silahlı Çatışma Halinde Kültürel Varlıkların Korunması Sözleşmesi”, bu alandaki ilk kapsamlı uluslararası belgedir. Sözleşme, taraf devletleri hem barış zamanında hazırlıklı olmaya hem de çatışma sırasında kültürel varlıklara saldırmaktan kaçınmaya çağırır.

Sözleşmenin en somut sembollerinden biri, “Mavi Kalkan” amblemidir. Çivit mavisi ve beyaz renklerden oluşan bu küçük armanın taşıdığı anlam büyüktür: Bu işaretin bulunduğu yapı askeri bir hedef değildir ve uluslararası hukukun koruması altındadır. Bu kalkanın olduğu bir alanı kasten vurmak, savaş suçu sayılır. 1997’de kurulan Mavi Kalkan örgütü ve 2006’da kurulan Uluslararası Mavi Kalkan Komitesi, ICOMOS, ICOM, ICA, CCAAA ve IFLA gibi sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte sahada aktif olarak çalışmaktadır. Sözleşmenin 1954 ve 1999 tarihli iki ek protokolü, koruma rejimini daha da güçlendirir. Özellikle 1999 tarihli İkinci Protokol, “gelişmiş koruma” adında özel bir statü oluşturur ve kültürel varlıklara karşı işlenen ciddi ihlallerde bireysel cezai sorumluluğu düzenler. Türkiye, 1954 Sözleşmesi’ne ve birinci protokolüne 1965 yılında 563 sayılı kanunla taraf olmuştur. Bunların yanında 1970 UNESCO Sözleşmesi (kültür varlıklarının yasa dışı ticaretinin önlenmesi), 1972 Dünya Mirası Sözleşmesi ve 1995 UNIDROIT Sözleşmesi, koruma çerçevesini tamamlayan diğer önemli belgelerdir. Ne var ki, hukukun varlığı tek başına yeterli değildir; uygulanabilirliği, devletlerin iradesine ve uluslararası toplumun kararlılığına bağlıdır.

Hafızanın Yıkımı: Çağdaş Örnekler

Bamiyan Budaları (2001) Afganistan’ın Bamiyan vadisindeki yaklaşık 1500 yıllık dev Buda heykelleri, 2001 yılında Taliban tarafından dinamitle havaya uçuruldu. Bu olay, savaş ve çatışma dönemlerinde ideolojik motivasyonla gerçekleştirilen kültürel yıkımın en sembolik örneklerinden biri olarak tarihe geçti.

Irak ve Bağdat Müzesi (2003) 2003 Irak Savaşı sırasında Bağdat’taki Irak Ulusal Müzesi yağmalandı. UNESCO verilerine göre Irak’ta 2003-2011 arasında 13.000’i aşkın tarihi eser kayboldu ya da tahrip edildi. Mezopotamya’nın binlerce yıllık birikimi, kontrolsüz yağma ve yasa dışı ticaret nedeniyle parça parça dünyanın dört bir yanına dağıldı.

Suriye: Palmira ve Halep 2011’de başlayan iç savaş, Suriye’yi bir arkeoloji cennetinden bir yıkım sahnesine dönüştürdü. UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki altı Suriye alanı, 2013 yılında “Tehlike Altındaki Dünya Mirası Listesi”ne alındı: Antik Şam, Antik Bosra, Antik Halep, Crac des Chevaliers ve Qal’at Salah El-Din, Palmira ve Kuzey Suriye’deki antik köyler.

“Çölün Gelini” olarak da bilinen Palmira, IŞİD’in 2015’te kenti ele geçirmesinin ardından korkunç bir yıkıma uğradı. Bel Tapınağı, Baalshamin Tapınağı, Zafer Takı ve 2000 yıllık kule mezarlar dinamitle havaya uçuruldu. Bunların ötesinde, hayatını Palmira’ya adamış 82 yaşındaki arkeolog Halid el-Esad, eserlerin saklandığı yerleri açıklamayı reddettiği için IŞİD tarafından kentin ortasında infaz edildi. Onun adı bugün, kültürel mirasını canı pahasına koruyan tüm bilim insanlarının sembolüdür. Paris merkezli Gerda Henkel Vakfı ile Suriye Tarihi Eserleri Koruma Derneği’nin ortak raporuna göre, savaşın başlamasından bu yana Suriye’deki müze ve arkeolojik alanlardan 40.000’den fazla eser yağmalandı. Halep’in tarihi çarşıları, Emevi Camii’nin minaresi ve sayısız tarihi yapı bu süreçte ya yıkıldı ya da ağır hasar gördü.

Mali ve Timbuktu (2012) Mali’nin Timbuktu kentindeki tarihi türbeler, 2012 yılında silahlı gruplar tarafından yıkıldı. Ancak bu olayın hukuki sonuçları umut vericiydi: Uluslararası Ceza Mahkemesi, 2016 yılında Timbuktu’daki kültürel mirasa yönelik saldırılardan dolayı bir sanığı mahkûm etti. Bu, kültürel mirasa karşı işlenen suçların uluslararası ceza hukukunda ayrı bir savaş suçu olarak yargılandığı ilk dava olarak tarihe geçti.

Ukrayna (2022 – Günümüz) 24 Şubat 2022’de başlayan Rusya-Ukrayna savaşı, Avrupa’nın yakın tarihteki en büyük kültürel kayıplarından birine yol açtı. Ukrayna Kültür Bakanlığı’nın Şubat 2025 verilerine göre toplam 409 kültürel varlık tamamen yok edildi. UNESCO, savaşın ilk iki yılında Ukrayna’nın kültürel mirasına verilen doğrudan zararı yaklaşık 3,5 milyar dolar olarak hesaplarken, kültür ve turizm sektöründeki toplam gelir kaybının 19 milyar doları aştığını tahmin ediyor. Tahribatın yaklaşık üçte biri Harkov bölgesinde, üçte biri ise Donetsk ve Luhansk bölgelerinde yaşandı. 2024 yılı sonunda UNESCO, Odesa Edebiyat Müzesi ve Kiev’deki Babi Yar Holokost Anıtı’na “geçici gelişmiş koruma” statüsü tanıdı. Bu, 1999 İkinci Protokolü’nün uygulamada hayata geçirildiği önemli bir adımdı. Savaşın hemen başında Ukraynalı uzmanlar, müzelerinden 540.000’den fazla eseri tahliye etti. Pek çok tarihi yapının üzerine “Mavi Kalkan” amblemi yerleştirildi. Bu, hukukun sembolik gücünün sahaya nasıl yansıdığının çarpıcı bir örneğidir.

Korumanın Araçları: Uydudan Sahaya Çatışma bölgelerinde kültürel varlıkları korumak için kullanılan araçlar bugün çok yönlü ve teknolojiktir. UNESCO, BM’nin uydu görüntüleme birimi UNOSAT ile iş birliği içinde tahribatı uzaktan izler. Müze envanterleri dijitalleştirilir; taşınabilir eserler güvenli depolara nakledilir; taşınamayacak yapılar kum torbaları ve yangın söndürme sistemleriyle yerinde korunmaya çalışılır. Çatışma sonrası dönemde ise asıl iş başlar. UNESCO’nun “Acil Miras Fonu” devreye girer; ICCROM gibi kuruluşlar restorasyon eğitimleri düzenler. Bu süreçte “sıcak dönem” (çatışma sırasında müdahale) ve “sakin dönem” (çatışma sonrası iyileştirme) arasında planlı bir geçiş kritik öneme sahiptir. Halep’teki tarihi camilerin yeniden inşası ve Palmira’daki Roma kalıntılarının restorasyonu için yürütülen uluslararası projeler bu çabanın somut örnekleridir.

Hukuki yaptırım açısından ise Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Mali davasında olduğu gibi, kültürel mirasa kasten verilen zararın artık ciddi bir suç olarak yargılandığı bir döneme girdik. Eski Yugoslavya’da Mostar Köprüsü ve Saraybosna Kütüphanesi’nin yıkımı sonrası açılan davalar da bu içtihadın oluşmasına önemli katkı sağlamıştır.

Sonuç: Yok Edilen Yalnızca Taş Değildir Bir savaşın yaraları zaman içinde sarılabilir, yıkılan evler yeniden inşa edilebilir. Ancak yok edilen bir antik kentin sütunları, yakılan bir kütüphanenin el yazmaları, parçalanan bir heykelin orijinalliği bir daha geri gelmez. Kültürel mirasın yıkımı, sadece bir milletin değil, tüm insanlığın geçmişine yapılan bir saldırıdır.

1954 Lahey Sözleşmesi’nden bugüne kat edilen yol önemlidir; ancak yeterli değildir. Hukuki çerçeve güçlüdür, fakat çatışma alanlarındaki uygulama hâlâ büyük ölçüde devletlerin ve silahlı grupların iradesine bağlıdır. Bu nedenle kültürel mirasın korunması yalnızca uluslararası kuruluşların değil, akademisyenlerin, gazetecilerin, sanatçıların ve sıradan vatandaşların da meselesi olmalıdır. Suriyeli arkeolog Mamun Abdulkerim’in dediği gibi, “2 bin yıllık Suriye tarihi, Roma İmparatorluğu döneminden bu yana bu denli büyük bir tahribat yaşamamıştı.” Bu cümle yalnızca Suriye için değil, içinden geçtiğimiz çağ için de bir uyarıdır.

Belki de O’Keefe’in belirttiği gibi, kültürel varlıkların korunması açısından gerçekten güvenli olan tek yol, savaş yapmamaktır. Ancak savaşların kaçınılmaz olduğu bir dünyada, en azından insanlığın ortak hafızasını korumak için elimizden geleni yapmak, bizden sonraki kuşaklara karşı bir borçtur.

Kaynakça 1. UNESCO (1954). Silahlı Çatışma Halinde Kültürel Varlıkların Korunması Sözleşmesi (Lahey Sözleşmesi). Erişim: kumid.net/euproject/admin/userfiles/dokumanlar/K-Lahey-Sozlesmesi-UNESCO,-1954.pdf 2. İnsan Hakları Derneği. Silahlı Çatışma Durumunda Kültürel Varlığın Korunmasına İlişkin 1954 Lahey Sözleşmesi’nin İkinci Protokolü (1999). Erişim: ihd.org.tr 3. UNESCO Türkiye Millî Komisyonu. Çatışma Nedeniyle Tehlike Altında Bulunan Dünya Miras Alanları Alt Çalışma Grubu Raporu. Erişim: unesco.org.tr 4. Altıntaş, Ö. UNESCO, Savaşta Zarar Gören Eserleri Nasıl Korur? Türkiye Turizm. Erişim: turkiyeturizm.com 5. Lexpera. 1954 Tarihli Silahlı Çatışma Durumunda Kültürel Varlıkların Korunmasına İlişkin Lahey Sözleşmesi. Erişim: lexpera.com.tr 6. Vikipedi. Lahey Silahlı Çatışma Durumlarında Kültür Varlıklarının Korunması Konvansiyonu. Erişim: tr.wikipedia.org 7. Arkeofili. IŞİD’in Zarar Verdiği 7 Palmira Antik Kenti Yapısı. Erişim: arkeofili.com 8. Rûdaw. IŞİD Saldırıları 4 Bin Yıllık Palmira Antik Kentine Büyük Zarar Verdi (2021). Erişim: rudaw.net/turkish 9. Abdulkarim, M. (2020). Palmyra: From War and Destruction to Rehabilitation. The Future of the Bamiyan Buddha Statues, ed. M. Nagaoka. Springer. https://doi.org/10.1007/978-3-030-51316-0_7 10. Shaza, A. (2021). The Archaeological Site Of Palmyra Before And After The War In Syria. Archaeology of the Eurasian Steppes, 298-306. 11. Vikipedi. Rusya’nın Ukrayna’yı İşgali Sırasında Kültürel Mirasın Tahribi (2022-Günümüz). Erişim: tr.wikipedia.org 12. Kayıp Rıhtım (2022). Ukrayna’daki Savaşta Onlarca Tarihi ve Kültürel Mesken Zarar Gördü. Erişim: kayiprihtim.com 13. Euronews (2024). UNESCO Steps Up Protection for Ukrainian Heritage Sites. Erişim: euronews.com/culture 14. Kahraman, F. Ş. (2024). Silahlı Çatışmalar Hukukunda Kültürel Varlıkların Korunmasına Dair Vaka İncelemesi: Rusya-Ukrayna Savaşı. Public and Private International Law Bulletin, 44(1), 121-147. https://doi.org/10.26650/ppil.2023.44.1.1325962 15. E-Skop. Kültürel Miras ve Küresel Diplomasi: Palmira Antik Kenti ve Suriye Politikaları. Erişim: e-skop.com 16. Brammertz, S. (2020). From Dubrovnik to Palmyra: Criminal Prosecutions of the Destruction of Cultural Property in Armed Conflict. UNESCO Conference Proceedings.

Mert Kofoğlu
Mert Kofoğlu
Müzeci, araştırmacı ve proje geliştirici. ICOM & ICOMOS üyesi.
← Anasayfaya dön