Müzecilik

Türkiye'de Kurumsal Müzeciliğin Gelişimi: Aya İrini'den Dijital Vitrinlere

Ekim 2025 · Mert Kofoğlu
Hiçbir şey bir günde bu noktaya gelmedi.

Bir ülkenin müzeleri, o ülkenin kendi geçmişiyle nasıl bir ilişki kurduğunun en açık göstergelerinden biridir. Müzeler yalnızca eski eşyaların biriktirildiği binalar değil; toplumun kendi tarihini nasıl anladığını, hangi dönemleri sahiplendiğini, kimliğini hangi medeniyet katmanlarıyla kurduğunu yansıtan kurumlardır. Türkiye'nin kurumsal müzecilik tarihi de bu açıdan okunduğunda, sadece koleksiyonların değil, koca bir devletin kendisini yeniden tanımlama serüveninin de hikâyesidir. Bu yazı, Aya İrini'deki ilk silah ve eski eser depolarından, 19. yüzyılın "Müze-i Hümâyûn"una, Cumhuriyet'in "Eti Müzesi"ne, 1980'lerin özel müze atılımına ve günümüzün dijital uygulamalı, yıllık 60 milyonu aşan ziyaretçi rakamlarına uzanan yaklaşık 175 yıllık bir gelişimi izliyor.

Bir Önbaşlangıç: Koleksiyonculuktan Müzeye Türk topraklarında değerli eşyaların biriktirilmesi geleneği elbette müze kurumunun çok öncesine uzanır. Selçuklu döneminde medreseler ve külliyeler, kendi içlerinde bilimsel ve sanatsal koleksiyonlar barındırırdı. Osmanlı sarayında ise yüzyıllar boyunca elçilik hediyeleri, savaş ganimetleri, kutsal emanetler, padişah portreleri ve hatlar Topkapı Sarayı'nın hazinelerinde toplanıyordu. Ne var ki bu koleksiyonların hiçbiri modern anlamda müze kavramına uymuyordu; kamunun erişimine kapalı, sergileme amacı taşımayan, kataloglanmamış birikimler söz konusuydu. Aya İrini Kilisesi, İstanbul'un fethinden itibaren Osmanlı'nın hem kendi kullandığı hem de savaş ganimeti olarak ele geçirdiği silah ve teçhizatın bir deposu olarak kullanıldı. 1730 yılında burada gerçekleştirilen bir onarımdan sonra eserler Darü'l-Esliha (Silahhane) adıyla ilk kez sergilenmeye başlandı. Bu sergi yabancı gezginlere izin alınarak gösterilen, halka kapalı bir mekândı; tam anlamıyla bir müze sayılamazdı ama zihinsel temeli atan adımlardan biriydi.

Modern Müzeciliğin Doğuşu: Fethi Ahmet Paşa ve Müze-i Hümâyûn Türkiye'de bir kurum olarak müzenin kurulmasına yol açan kişi, Tophane-i Âmire Müşiri Fethi Ahmet Paşa'dır. 1845'te göreve gelen Ahmet Paşa, Aya İrini'de antika eşya toplamaya başladı. İki bölümden oluşan bu koleksiyon, bir yanda eski silahlar (Mecmua-ı Esliha-ı Atika), diğer yanda eski eserler (Mecmua-ı Asar-ı Atika) olarak ayrıldı. Bu mütevazı koleksiyonun ilk katalogunu ise Fransız arkeolog Albert Dumont hazırladı.

Asıl kurumsallaşma 1869'da geldi. Maarif Nazırı Saffet Paşa'nın girişimleriyle koleksiyon Müze-i Hümâyûn (İmparatorluk Müzesi) adını aldı; aynı yıl ilk Asar-ı Atika Nizamnamesi yürürlüğe girdi. Bu nizamname, Osmanlı'nın eski eserlere dair ilk yasal düzenlemesi ve Türk korumacılığının başlangıç belgesidir. Vilayetlere genelgeler gönderilerek bölgelerdeki tarihi eserlerin tahrip edilmeden İstanbul'a iletilmesi istendi.

Müze-i Hümâyûn'un ilk müdürü, Galatasaray Lisesi öğretmeni İngiliz asıllı Edward Goold oldu. Ardından üç yabancı müdür dönemi yaşandı: Goold'u, Anton Dethier ve son yabancı müdür olarak yine Philipp Anton Dethier takip etti. Dethier'in tarih, filoloji, arkeoloji ve sanat alanlarındaki birikimi sayesinde nizamname güncellendi ve müze 1880'de Çinili Köşk'e taşındı; ancak bu dönemde de pek çok eser yurt dışına çıkarılmaya devam etti.

Bir Devrim: Osman Hamdi Bey Dönemi (1881–1910) Türk müzeciliğinin gerçek kurucusu sayılan Osman Hamdi Bey, Dethier'in vefatının ardından 11 Eylül 1881'de Müze-i Hümâyûn müdürlüğüne atandı. Onun göreve gelmesiyle Osmanlı müzeciliği bir kuruluş aşamasından çıkıp bilimsel bir kuruma dönüştü.

Osman Hamdi Bey'in getirdiği yenilikler bugün hala Türk müzeciliğinin omurgasını oluşturuyor: İlk olarak bilimsel kazılar başlattı. 1883'ten itibaren Adıyaman Nemrut Dağı, Muğla Lagina, Manisa Myrina ve Kyme'de kazılar yürüttü. Asıl uluslararası ün getiren kazı ise 1887–1888'de Lübnan Sayda'da (Sidon) yaptığı Krallar Mezarı kazısıydı. Bu kazıdan çıkarılan ve içlerinde dünyaca ünlü İskender Lahdi ile Ağlayan Kadınlar Lahdi'nin de bulunduğu 11 lahit gemilerle İstanbul'a getirildi. İkinci adım bu eserler için yeni bir müze binası yaptırmak oldu. Çinili Köşk koleksiyona yetmediğinden, Osman Hamdi Bey, mimar Alexandre Vallaury'e planlarını çizdirerek bugün İstanbul Arkeoloji Müzeleri olarak bilinen binayı yaptırdı. Bu yapı, Türkiye'de müze olarak tasarlanmış ilk binadır ve 1891'de ziyaretçilere açıldı. Açılış sonrasında müzeye kütüphane, fotoğraf laboratuvarı ve maket atölyesi gibi modern birimler eklendi.

Üçüncü atılım hukuki cephedeydi. Hukuk eğitiminden de yararlanan Osman Hamdi Bey, 1884'te Asar-ı Atika Nizamnamesini yeniden düzenledi ve Osmanlı sınırları içinde bulunan tarih ve sanat değeri taşıyan eski eserlerin yurt dışına çıkarılmasını yasakladı. Aynı zamanda kazılara da kesin kurallar getirdi.

Belki de Osman Hamdi Bey'in en sembolik anı, Kayzer II. Wilhelm'in İstanbul ziyareti sırasında yaşandı. Wilhelm, İskender Lahdi'ne hayran kaldıktan sonra "Lahdi bana verin, Berlin'e götüreyim. Siz bu eseri burada muhafaza edemezsiniz, biz onu daha iyi koruruz" dedi. Osman Hamdi Bey'in cevabı tarihe geçti: "Lahdi ancak benim vücudumun üzerinden geçirerek götürebilirsiniz." Onun döneminde 1889'da müzede İslam Eserleri bölümü kuruldu, 1902'de Konya'da, 1904'te Bursa'da müzeler açıldı. Yani modern müzecilik artık yalnız İstanbul'a sıkışmıyor, Anadolu'ya yayılmaya başlıyordu.

Halil Edhem Bey ve Geçiş Dönemi Osman Hamdi Bey'in 1910'daki vefatından sonra yerine kardeşi Halil Edhem Bey geçti. Halil Edhem Bey, ağabeyinin başlattığı çizgiyi sürdürmenin yanı sıra Anadolu müzelerinin gelişmesine özel önem verdi. Onun döneminde, 1913'te Süleymaniye Külliyesi'nin imaretinde Evkaf-ı İslamiye Müzesi kuruldu; bu müze Cumhuriyet döneminde Türk-İslam Eserleri Müzesi adını alarak 1983'te Sultanahmet'teki İbrahim Paşa Sarayı'na taşınacaktı. Yine bu dönemde 1914'te resmî adıyla Türk-İslam Eserleri Müzesi ile 1925'te İstanbul Şark Eserleri Müzesi hayata geçti.

Bunların yanında 1908 II. Meşrutiyet'inden sonra Askeri Müze kuruldu. 1897'de Müzehane (Bahriye Müzesi Müdürlüğü) adıyla kurulan Deniz Müzesi de Türk müzeciliğinde koleksiyon çeşitlenmesine katkı sağlayan bir başka önemli kurum oldu.

Cumhuriyet'in Müze Vizyonu: Top Sesleri Arasında Bir Müze Türkiye Cumhuriyeti'nin müzecilik tarihindeki en şaşırtıcı kararlardan biri, hala savaş bitmemişken alınmıştır. Sakarya Meydan Muharebesi (23 Ağustos – 13 Eylül 1921) tüm hızıyla sürerken, top sesleri Ankara'ya kadar ulaşırken Mustafa Kemal Atatürk, başkentte bir Eti Müzesi kurulması emrini verdi. Bu, sadece bir müzecilik kararı değildi: işgal güçlerine "Biz müzemizi de kurduk, bir ulus olarak geliyoruz; bu toprakların geçmişi de geleceği de bizim" mesajının iletilmesiydi. 1 Ekim 1921'de Akkale'de Asar-ı Atika Müzesi (Eski Eserler Müzesi) açıldı. Bu müze, Kurtuluş Savaşı sırasında kurulan tek müzedir ve bugünkü Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nin temelidir. Maarif Vekili Hamdullah Suphi Tanrıöver, Hars (Kültür) Müdürü Mübarek Galip Bey ve müzenin ilk müdürü Halil Nuri Yurdakul'un gönüllü çabalarıyla, daha önce belediye deposu olarak kullanılan Akkale Burcu boşaltılarak müzeye dönüştürüldü.

Cumhuriyet ilan edildikten sonra müzecilik politikası kapsamlı bir programa kavuştu: - 5 Kasım 1922'de yayımlanan bir genelge ile arkeolojik ve etnografik eserlerin toplanması, envanterlenmesi ve yeni müzelerin kurulması istendi. - 14 Ağustos 1923 tarihli hükümet programında müzecilik geniş boyutlarıyla ele alındı. - 1923'te kurulan Heyet-i İlmiye'nin görevleri arasında Ankara'da bir milli müze kurulması, Türk Etnografya Müzesi'nin açılması ve Asar-ı Atika Nizamnamesinin gözden geçirilmesi yer aldı. Bu vizyonun mimari sembolü, Ankara Etnografya Müzesi oldu. Mimar Arif Hikmet Koyunoğlu tarafından tasarlanan bina, Cumhuriyet tarihinde müze binası olarak yapılan ilk yapıdır. Önündeki at üstünde Atatürk heykeli 1927'de İtalyan heykeltıraş Pietro Canonica tarafından yapıldı, müze halktan toplanan eserlerle 1930'da ziyarete açıldı. 1938'de Atatürk'ün vefatının ardından bina, 21 Kasım 1938'den 10 Kasım 1953'e kadar yaklaşık 15 yıl boyunca Atatürk'ün geçici kabri olarak hizmet verdi. Eti Müzesi'nin küçük gelmesiyle Kültür Müdürü Hamit Zübeyr Koşay, Maarif Vekili Saffet Arıkan'a Mahmut Paşa Bedesteni ve Kurşunlu Han'ın onarılarak müze yapılmasını önerdi. 1939'dan itibaren restorasyon başladı; Profesör Hans Gustav Güterbock ve Hans Henning von der Osten Hitit eserlerini buraya yerleştirmeye başladı. 1968'de müze bugünkü adı olan Anadolu Medeniyetleri Müzesi ismini aldı. Müze, 1997'de Avrupa Müze Forumu tarafından "Avrupa'da Yılın Müzesi" seçilen ilk Türk müzesi olarak tarihe geçti — ödülü dönemin müdürü İlhan Temizsoy'a Belçika Kraliçesi Fabiola takdim etti. Atatürk'ün talimatıyla 1937 Eylül'ünde ise Dolmabahçe Sarayı'nın Veliaht Dairesi'nde İstanbul Resim ve Heykel Müzesi, Türkiye'nin ilk resim ve heykel müzesi olarak açıldı.

İdari Yapının Dönüşümü Müzelerin merkezi otoriteye bağlanması Osmanlı'dan Cumhuriyet'e taşınan kurumsal bir mirastır. İlk olarak Maarif Nezareti bünyesindeki Müze-i Hümâyûn Umum Müdürlüğü tarafından yürütülen müzecilik faaliyetleri, Cumhuriyet'in kuruluşundan sonra da Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yürütüldü. 1971'de ise bu yapı değişti ve müzeler önce Kültür Bakanlığı'na, daha sonra dönem dönem Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı ya da bugünkü adıyla Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlandı. 1950'li yıllarda Türkiye'nin UNESCO ve ICOM (Uluslararası Müzeler Konseyi) üyesi olması, Türk müzeciliğinin uluslararası standartlarla bütünleşmesi açısından kritik bir aşamadır. 1960'lı yıllarda hemen her şehirde müze açılması süreci hızlandı; tek tip plana sahip yeni müze binaları yapıldı. 1980'lere gelindiğinde koruma, depolama ve aydınlatma konularına özen gösteren bir müze ağı ülke genelinde kurulmuş durumdaydı.

1980 Sonrası: Özel Müzeciliğin Yükselişi 1980'li yılların başı, Türk müzeciliği için yeni bir paradigma getirdi: özel müzeler. Bu döneme kadar müzecilik ağırlıklı olarak devletin işiydi; özel sektörün, vakıfların, ailelerin koleksiyonlarını kurumsal müzelere dönüştürmesi yeni bir kültürel pratikti.

Sadberk Hanım Müzesi, 14 Ekim 1980'de Vehbi Koç Vakfı tarafından, Sarıyer-Büyükdere'deki Azaryan Yalısı'nda açıldı ve Türkiye'nin ilk özel müzesi olarak tarihe geçti. Vehbi Koç'un eşi Sadberk Koç'un kişisel koleksiyonundan oluşan müze, geleneksel kıyafetler, işlemeler, tuğralı gümüş ve porselen eserler içeriyordu. Türkiye'nin tanınmış koleksiyoncularından Hüseyin Kocabaş'ın vefatından sonra koleksiyonu da Sadberk Hanım Müzesi'ne katıldı; bu eserleri sergilemek için 1983'te yandaki yalı satın alındı ve 1988'de Sevgi Gönül Binası adıyla ek bina olarak hizmete açıldı. Bu yapılanma 1988'de Europa Nostra Ödülü kazandı. Müze, kuruluşunda 3.000 olan eser sayısını bugün 20.000'e yakın seviyeye çıkardı. 1994'te açılan Rahmi M. Koç Müzesi, Türkiye'nin ulaşım, sanayi ve iletişim tarihine adanmış ilk modern müzesi oldu. Hasköy'de tarihi bir Haliç tersanesinde kurulan müze, "yaşayan müze" anlayışının Türkiye'deki ilk örneklerinden biri olarak bilinir.

2000'li yıllar Türk özel müzeciliği için bir patlama dönemi oldu. Sakıp Sabancı Müzesi (SSM) 2002'de Emirgan'daki tarihi Atlı Köşk'te ziyarete açıldı. Sabancı Üniversitesi'ne bağlı olan müze, Osmanlı hat sanatı ve resim koleksiyonu yanında Picasso (2005), Rodin (2006), Genghis Han (2007), Salvador Dali (2008), Anish Kapoor (2013), Joan Miró (2014) gibi büyük uluslararası sergileriyle Türkiye'yi global sanat haritasına yerleştirdi.

2004'te ise İstanbul Modern, Türkiye'nin ilk modern ve çağdaş sanat müzesi olarak Karaköy'de açıldı (sonradan Galataport içinde Renzo Piano tasarımı yeni binasına taşındı). 2005'te Suna ve İnan Kıraç Vakfı'nın Pera Müzesi Tepebaşı'nda hizmete girdi; aynı dönemde Türkiye'nin pek çok farklı kentinde özel sermaye ve vakıf eliyle nitelikli müzeler kurulmaya başladı.

Bu dönüşüm, müzeciliğin yalnızca devlet eliyle değil, sivil toplumun öncülüğünde de büyüyebileceğini gösteren önemli bir paradigmaydı.

21. Yüzyılın Müzeciliği: Yeni Nesil, Dijital, Tematik Son yirmi yılda Türkiye'de açılan müzeler, klasik arkeoloji-etnografya kalıbının çok dışına çıktı. Gaziantep Zeugma Mozaik Müzesi dünyanın en büyük mozaik müzesi olarak öne çıkarken, Hatay Arkeoloji Müzesi, Şanlıurfa Müzesi (Göbekli Tepe vurgusuyla), Troya Müzesi, Mersin Müzesi ve Adana Arkeoloji Müzesi çağdaş müzecilik anlayışıyla tasarlandı. Bu müzelerin ortak özelliği; tek bir tematik odakla çalışmaları, sanal turlar ve canlandırmalar gibi dijital içerikleri sergilemenin parçası yapmaları, eğitim atölyelerine yer ayırmaları ve "deneyim" odaklı bir yaklaşımla ziyaretçinin pasif izleyici olmaktan çıkıp aktif katılımcıya dönüşmesini hedeflemeleridir.

Orhan Pamuk'un romanı temelinde inşa ettiği Masumiyet Müzesi ise edebiyatın bir müzeye dönüşmesi açısından dünyada da nadir görülen bir örnektir; 2014'te Avrupa Müze Forumu'nun "Avrupa Yılın Müzesi" ödülünü kazandı. ODTÜ Bilim ve Teknoloji Müzesi (2001), İstanbul Oyuncak Müzesi, Pera Müzesi, MSGSÜ İstanbul Resim ve Heykel Müzesi, Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi gibi tematik kurumlar Türkiye müze haritasının çeşitlenmesini sağladı.

Rakamlarla Bugünkü Müzecilik Tablosu Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) açıkladığı 2024 yılı kültürel miras istatistikleri, gelinen noktayı somut olarak görmek için anlamlı bir fotoğraf sunuyor: - Türkiye genelinde toplam müze sayısı bir önceki yıla göre yüzde 5 artarak 636'ya ulaştı. Bu sayının 217'si Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlı, 401'i özel müze kategorisinde, 18'i ise Milli Saraylar Başkanlığı'na bağlı. (Yani özel müze sayısı, devlet müzelerinin neredeyse iki katına çıkmış durumda.) - Müzelerde korunan toplam eser sayısı 3.995.133. Bakanlığa bağlı müzelerdeki eserlerin yüzde 60,1'i sikke, yüzde 27,8'i arkeolojik materyal, yüzde 6,5'i etnografik materyal, yüzde 3,5'i tabletlerden oluşuyor. - 2024'te müze ve ören yerlerini ziyaret edenlerin sayısı yüzde 10,6 artarak 61.687.726 oldu. Bu, bir yılda Türkiye nüfusunun yaklaşık üçte ikisine eşit bir ziyaretçi sayısı demek. - Aynı yıl satılan Müze Kart sayısı 5.964.575. 2020-2024 döneminde toplam 15,6 milyondan fazla Müze Kart satıldı. Pandemi sonrası dijital uygulamalar, gece müzeciliği ve iade edilen eserlerin de etkisiyle bu rakamlar rekor kırdı. - Ziyaretçi sayısında ilk sırada 18,1 milyonla İstanbul yer alırken, onu İzmir (4,7 milyon) ve Nevşehir (4,4 milyon) takip etti. - Ören yeri sayısı 147, taşınmaz kültür varlığı sayısı 127.285, sit alanı sayısı ise 26.127. Sit alanlarının yüzde 97'si arkeolojik nitelikte.

En çok ziyaret edilen müze ve ören yerleri sıralamasında Konya Mevlana Müzesi (2,6 milyon), Efes Ören Yeri (2,6 milyon), Pamukkale-Hierapolis (2,4 milyon) ve Göreme Açık Hava Müzesi (1,1 milyon) öne çıkıyor.

Bu rakamların gösterdiği şey net: Türkiye, bugün yıllık 60 milyonu aşan ziyaretçi kapasitesi, 600'ü aşkın müzesi ve uluslararası ödüllü kurumlarıyla dünya müzecilik arenasında ciddi bir aktör konumuna gelmiş durumda.

Sonuç: Bir Yüzyıl Sonra Aya İrini'ye Dönmek 1845'te Tophane Müşiri Fethi Ahmet Paşa, Aya İrini Kilisesi'nin loş havasında topladığı silah ve eski eser parçalarına bakarken, herhalde 175 yıl sonra bu küçük koleksiyondan doğacak ağın 60 milyon ziyaretçi ağırlayacağını hayal edemezdi. Türkiye'de kurumsal müzeciliğin gelişimi, doğrusal bir başarı hikâyesi değildir; kayıpların, yağmaların, yasal boşlukların, modernleşme sancılarının ve büyük bireysel iradelerin (bir Osman Hamdi Bey'in, bir Halil Edhem'in, bir Atatürk'ün) iç içe geçtiği zikzaklı bir yoldur.

Bu yolda dört temel kırılma görülüyor: 19. yüzyıldaki kurumsal doğuş, Cumhuriyet'in ulusal müzecilik atılımı, 1980'lerin özel müzecilik devrimi ve 21. yüzyılın dijital, tematik, deneyim odaklı yeni nesil müzeciliği. Her dönem bir öncekinin omuzlarına basmış, kimi zaman onunla hesaplaşarak, kimi zaman onu tamamlayarak gelmiş.

Müzeler, bugünün Türkiye'sinde yalnızca turizm gelirleri ya da ziyaretçi rakamlarıyla ölçülemeyecek bir rol üstleniyor. Eserlerin yurt dışından iadesi, sahte eserlerle mücadele, dijital arşivleme, çocuklara yönelik eğitim programları, arkeolojik kazıların finansmanı; hepsi müze kurumunun çağdaş işlevleri arasında. Aya İrini'deki silah deposu, bugün hala İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nin bir parçası olarak ayakta. Belki de Türk müzeciliğinin gerçek başarısı tam da burada saklı: yüzyıllar önce başlayan o ilk mütevazı koleksiyonun, kesintisiz biçimde bir başkasına devredilmiş olması.

Kaynakça 1. "Türkiye'nin İlk Müzesinin Hikâyesini Biliyor Musunuz?" Turkish Museums. https://www.turkishmuseums.com/blog/detail/turkiye-nin-ilk-muzesinin-hik-yesini-biliyor-musunuz/10037/1 2. "Türkiye'de Müzeciliğin Gelişimi." Arkeofili, 31 Mayıs 2020. https://arkeofili.com/turkiyede-muzeciligin-gelisimi/ 3. "Türkiye'de Müzeciliğin Gelişimi." Türkiye Turizm Ansiklopedisi. https://turkiyeturizmansiklopedisi.com/turkiyede-muzeciligin-gelisimi--8804 4. "Türkiye'de Müzeciliğin Tarihi." Türkiye Turizm Ansiklopedisi. https://turkiyeturizmansiklopedisi.com/turkiyede-muzeciligin-tarihi 5. "Türkiye'de Müzecilik ve Tarihsel Gelişimi." Okur Yazarım, 10 Aralık 2025. https://okuryazarim.com/turkiyede-muzecilik-ve-tarihsel-gelisimi/ 6. "Müzeciliğin Gelişmesinde Müze-i Hümâyûn Müdürleri Philipp Anton Dethier ve Osman Hamdi Bey Dönemlerinin Karşılaştırmalı Bir Değerlendirmesi." Gaziantep Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi. https://dergipark.org.tr/tr/pub/jss/article/885118 7. "Müze-i Hümayun ve Teşkilatı." DergiPark Akademik Yayını, 2024. https://dergipark.org.tr/tr/pub/tkidergi/issue/86057/1466829 8. "Osman Hamdi Bey: İlk Türk Müzeci ve Türk Müzecilik Tarihi." TheMagger. https://www.themagger.com/osman-hamdi-bey-kimdir-muzecilik/ 9. "Osman Hamdi Bey: 19. Yüzyılın Türk Müzecisi-Devlet Adamı." DergiPark akademik makalesi. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/659181 10. "Türkiye'nin İlk Müzesi." ÖğretmenİZ Dergisi, MEB. https://ogretmeniz.meb.gov.tr/dergi-blog/egitim-muezeleri-18-24-mayis-oezel-sayisi/tuerkiye-nin-ilk-muezesi/ 11. "Atatürk ve Müze." İşte Atatürk. https://isteataturk.com/g/icerik/Ataturk-ve-Muze/1547 12. "Anadolu Medeniyetleri Müzesi." Vikipedi. https://tr.wikipedia.org/wiki/Anadolu_Medeniyetleri_M%C3%BCzesi 13. "Anadolu Medeniyetleri Müzesi." Türkiye Turizm Ansiklopedisi. https://turkiyeturizmansiklopedisi.com/anadolu-medeniyetleri-muzesi 14. "Anadolu Medeniyetleri Müzesi." Atatürk Ansiklopedisi, Atatürk Araştırma Merkezi. https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/bilgi/anadolu-medeniyetleri-muzesi/ 15. Sadberk Hanım Müzesi Resmi Web Sitesi. Vehbi Koç Vakfı. https://www.sadberkhanimmuzesi.org.tr/ 16. Sakıp Sabancı Müzesi Resmi Web Sitesi. Sabancı Üniversitesi. https://www.sakipsabancimuzesi.org/ 17. "Müze Sayısı 2024 Yılında %5,0 Arttı – Kültürel Miras İstatistikleri 2024." Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 5 Eylül 2025. https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Kulturel-Miras-Istatistikleri-2024-53972 18. "Türkiye'de Müze Sayısı 2024'te Yıllık Yüzde 5 Artarak 636 Oldu." Anadolu Ajansı, 6 Eylül 2025. https://www.aa.com.tr/tr/kultur/turkiyede-muze-sayisi-2024te-yillik-yuzde-5-artarak-636-oldu/3678905 19. "Türkiye'nin 2024 Kültürel Miras İstatistikleri Açıklandı." Arkeofili. https://arkeofili.com/turkiyenin-2024-kulturel-miras-istatistikleri-aciklandi/ 20. "Pandemi Sonrası Patlama! Müzelerde Ziyaretçi Rekoru." İstiklal Gazetesi, 6 Eylül 2025. https://www.istiklal.com.tr/pandemi-sonrasi-patlama-muzelerde-ziyaretci-rekoru 21. Müze Kart Resmi Sayfası. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı. https://muze.gov.tr

Mert Kofoğlu
Mert Kofoğlu
Müzeci, araştırmacı ve proje geliştirici. ICOM & ICOMOS üyesi.
← Anasayfaya dön